Salı , 13 Nisan 2021
Güncel
Anasayfa / off-Topic / Din / Dua Kavramı : Dil Açısından Dua

Dua Kavramı : Dil Açısından Dua

Dua, çağırmak, seslenmek, istemek, davet etmek, yardım talep etmek, isim vermek, yalvarmak, yakarmak sığınmak manalarına gelir.

Dua kelimesi, “deâ” fiilinden türemiştir; “da’vet” ve “da’va” kelimeleri gibi mastardır. Dua ve da’vet kökünden türeyen kelimeler Kur’an-ı Kerim’de iki yüze yakın yerde geçmektedir.
Dua ile nida arasındaki farkı açıklayan Râgıb el-İsfahânî şöyle diyor: ” Dua nida gibidir. Şu kadar ki, nidada ‘Ya’ denilir ve ardından bir isim gelmesi gerekmez; dua da ise ismin bulunması zaruridir, ‘Ya Ahmed’ gibi. Dua ve nida kelimeleri bazan ikisi birlikte ve birbirinin yerinde de kullanılır. (El-Müfredât: 169)
“Kafirlerin durumu duâ ve nidâdan başka bir şey işitmeyen yalnız haykıran hayvanın durumu gibidir.” (Bakara: 171)
Dua temelde çağırmak anlamındadır. Râgıb el-İsfahâni, “Duada ismin bulunması zaruridir” diyor. Dolayısıyla kelimenin anlamı içine “isimlendirmek” de girer.
Müşrikler hak etmedikleri halde putlara “ilah” ismi verip böylece şirk koşarlardı. Bu şekilde “ilah” olmayanlara ilah demek, “ilah” olarak çağırmak duadır.
“Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın isimlendirildiğinden başkası değildir.” (Yusuf: 40)
“Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: ‘Onları isimlendirin bakalım.’ ” (Ra’d: 33)
Müşrikler, bu şekildeki isimlendirdikleri putlara yalvarır ve onlardan yardım dilerlerdi. Oysa bu tür duanın onlara zarardan başka kazandıracağı hiçbir şey yoktur.
“Allah’tan başka çağırdıklarınız (dua ettikleriniz) size yardım edemezler ve kendilerine de yardım edecek değillerdir.” (A’râf: 179)
“Allah’tan başka çağırıp yalvardıklarınız (dua ettikleriniz), onların hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar.” (Hac: 73)
İlah’ı çağırmak ve ona yalvarmak rastgele bir çağrı değildir ve insanların birbirlerini çağırmaları gibi olamaz. Hatta Kur’an’da Hz. Peygamber’e diğer insanlara seslenildiği seslenilmesi yasaklanmıştır. Mertebe yönünden birbirine yakın insanlar arasında belli bir eşitlik söz konusu olup birbirlerini laubaliliğe kaçan şekilde çağırabilir ve birbirlerine bu şekilde hitap edebilirler. Eğer O’da diğer insanlar gibi çağrılsa makamın yüceliği anlaşılamaz ve kendisine mutlak itaat etmesi gerekenlerle arasında bir eşitlik ortaya çıkar; bunu ise onun özellikle görevinin ilgili bulunduğu makam kaldırmaz:
“Ey İman Edenler ! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin ve Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah işitendir, bilendir. Ey iman edenler ! Seslerinizi Peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin; birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz şuurunda olmadan amelleriniz boşa gider.” (Hucurât : 1-2)
“Peygamber’i çağırmayı aranızda bazınızın bazınızı çağırması gibi yapmayın.” (Nur: 63)
Üstün bir makamı çağırma hiçbir zaman sıradan bir çağırma gibi değildir. Bu, önce o makamın üstünlüğünü kabul etmeyi ve o makamın sahibi karşısındaki aczin itirafını gerektirir. Bu, gerek o zâta bir hâcet için yalvarma şeklinde olsun, gerekse O’nun adını anmak şeklinde olsun, aynıdır. İşte dua bu anlamda duâ küçükten büyüğe, acizden muktedire bir rica, bir istektir ki, sözle ve hareketle olur, aynı zamanda bir ihlâs, tazarru ve uygun bir biçim gerektirir. (Elmalılı: 3/2194)
Dua, davet etmek ve çağırmak manalarına da gelir:
“Allah selâm yurduna çağırır.” (Yunus: 25)
Peygamberler kurtuluşa ve hayat verecek şeylere çağırırken,(Mü’min: 41) Müşrikler ve kafirler ateşe çağırırlar.(Mü’min: 4)
“Gerçek çağrı Allah’ın çağrısı olup, O’ndan başkasına yapılan çağrılar da sapıklıktır, yalandır, sonuçsuzdur.” (Ra’d: 14)
Da’va, iddia, dua ile güdülen amaç, çağrının hedefi, kendisi için çağrılan şey demektir:
“Zorumuz kendilerine geldiğinde Biz gerçekten zalimlermişiz demekten başka davaları olmadı.” (Araf: 5)
Dünya hayatında ve kendilerini yeryüzünde ölümsüz ve güç yetirilemez sandıkları sırada Allah’tan başkalarına dua edip başka şeyleri çağıranlar ve böylece başka başka davalar güdenlerin Allah’ın azabı gelip de kendilerini perişan ettiğinde, artık tek bir davaları kalacaktır: Zalim olduklarının itirafı.. O büyük iddialarla ileri sürülen ve beslenen davalar acı bir itirafa dönüşecektir. Oysa, gerçek dava her zaman hak olup, nihâi düzlemde tek ve son dava “Hamd, Alemlerin Rabbi İçindir” davasıdır.(Yunus: 10)
Kafirlerin davası sonunda zalimliğin itirafına dönüşürken, mü’minlerin davası Allah’a hamd olacaktır. Allah, mü’minlerin davasını haklı çıkarmış, dualarını kabul etmiş, çağrılarına icabet etmiş ve onları gerçek eşsiz bir mükafatla mükafatlandırmıştır, şu halde kafirlerin dışındaki bütün varlıkların, mü’minlerin son dua ve iddiaları, Allah’a hamd’dır. Onlar dünyada iken insanları Allah’a çağırır. (Fussilet: 33), çağrılarını bırakmadan gece gündüz tekrarlarlar.(Nuh: 5), bu çağrıyı hikmet ve güzel öğütle yaparlar.(Nahl: 125)
Kaynak : Rauf Pehlivan – Duanın Esrarı

Cihan KÜSMEZ Kimdir ?

Makalelerinin Toplam Okunma Sayısı: 2.510.659


2002 yılında başladığım yazı hayatıma ilk önce 2007 yılında blogspot ile devam ederken daha sonra 2009 yılında Wordpress ile devam ettim. 2009'dan bu yana Cihan Blog'ta yazmaktayım. Yazılım, Diziler ve Sosyal Medya ağırlıklı yazıların yanı sıra güncel konular ile ilgili yazılar da yazmaktayım.